21 Temmuz 2010 Çarşamba

Galatasaray!

(bu yazıda hiç yapmadığım bir şeyi yapıyorum ve özgür iradenize bırakmadan öneriyorum: sesi açın olabildiğine!)

Bu sabah uyandığımda hafif yağmurluydu İstanbul, yağmur çiseliyordu.. Nedense içimden gelen tek şey sewdiğimle Galatasaray maçına gitmekti. Evet, evet bunu istedim hem de çok istedim. O kadar ki, kulağımda şu an -yüksek sesle dinlemenizi tavsiye ve ısrar ettiğim- marşla yağan hafif yağmurda koşarak gitmek stada doğru.. Birlikte marşlar söylemek, binlerce yüreğin tek şey için attığını hissetmek, sevinci de, hırsı da, üzüntüyü de paylaşabilmek en üst seviyede.. İşte bu harika bir şey! Ali Sami Yen Stadı yakın zamanda Mecidiyeköy'den yok olacak.. Ama ismi duyulduğunda zihinlerde eşsiz atmosferi, kazanalılan başarılar, kupalar olacak. Türk Futbol Tarihi'nin en önemli maçlarına ev sahipliği yapmış bir mabet olarak kalacak.


Meğer bugün Borussia Park'ta Galatasaray-Fenerbahçe derbisi varmış onu hatırladım. İçime doğdu herhalde alakasız biçimde bu şekilde uyanınca buna yordum artık.

Şimdi muhtemelen bu yazımı okuyan fenerliler, 138-116 maç üstüğünlüğünü hatırlatacaklar; ben de Türkiye Kupası'na en yaklaştıkları senelerden birinde finalde Galatasaray'a 5-1 yenildiklerini hatırlatıcam. Kazandığımız ve kazanamadıkları birçok kupadan bahsedeceğiz hep aynı şeyler. Bu tartışmaların artık bizi bir yere götürmeyeceği açık. Yoksa adamlar koskoca Balkan Kupası'nı kazanmış(!) 1966-1967 sezonunda..

Bugün ne olur bilmem; ama şu var ne Fenerbahçe ne de bir başka Türk futbol takımı tarihiyle, başarılarıyla, taraftarıyla asla Galatasaray'ı geçemeyecek. Bu öznel bir yorum tabi, dogma bir bilgi değil eliştirilebilir de. Ama bu, ileride ve ilerleyerek yıllarca görebileceğimiz bir gerçeklik olarak hep gözümüzün önünde olacak!


Bugüne ve geleceğe dönersek.. Yeni stadımız Türk Telekom Arena, yeni büyük zaferlerin kazanılacağı, yağan yağmurda gerekli görüldüğünde üstü kapanarak 'arkadaşın evinde izlenen maç keyfinin yaşattığı harika duygunun' birkaç bin katını yaşatacak, konforu ve teknolojisiyle imrenilecek bir yeni yuva olacak!

Şu sıralar 2010-2011 TSL fikstürü çekiliyor. Bu sene lig de, her şey de çok farklı olacak; muhtemelen içerde hiçbir maçı kaçırmayacağımı da hatırlatarak bu sabırsızlık eşliğinde hepinize iyi bir hafta diliyorum!..



(background music: Nevizade Geceleri (Rock Version) - ultrAslan)

7 Temmuz 2010 Çarşamba

Hoşgeldin İrem Bebek! :)

Bu sabah gözlerimi annemin tatlı haberi verişiyle açtım.. Yeni güne aile nüfusumuz artarak mutlu mesut uyanmış, merakla o küçük bedene kavuşacağımız günü düşünerek uyanmış olduk. Muhtemelen şu an her bebek gibi çirkin ama bir zaman sonra dünyalar güzeli olacak tatlı bir şey karşılayacak bizi evinde. Amca'dan sonra dayı da olmanın yaşattığı güzel hislerin yanında babacan ruhum biraz daha mı gelişiyor ve iştahlanıyor ne. Bilmiyorum, şu an güzel yeğenimin minik yüzünü görme isteği çok şeyden ağır basıyor; hoşgeldin İrem bebek! (=




(background music: Aşkkollik - Kenan Doğulu)

2 Temmuz 2010 Cuma

Ve sonunda bu da oldu!


Ve sonunda bu da oldu! :D Türkiye'nin Dünya Kupası'na katılamayışının etkisi ben de önce umursamazlık olsa da yeni yeni canımı sıkıyor sanırım. Dün akşam kutsal davamız (!) KPSS çalışmasına ara vermiş öylece dururken aklıma kupa bize gelmiyorsa biz ona gideriz mantığıyla (ya da mantıksızlığıyla) açtım PES 2010'u orijinal grupları oluşturup bir tek oyunda bulunmayan Cezayir'i çıkarıp Türkiye'mi araya sıkıştırıp oynamaya başladım. Allah'ım yaaa... diye hayıflansam da bi ara, gerçeğini takımım olmadığı için takip etmediğim turnuva genelde fena olmadı. Sanırım.


Vuvuzela'nın bu kupaya vurduğu damgayı kimse gözardı edemez. Evet kötü bir 'gürültü' ama nihayetinde ne demişler: kötü reklam yoktur! Vuvuzela olsun tam olsun dedim ama sonra sesine dayanamadım adsahsdf.







Kısaca özetlemek gerekirse Türkiye; ABD, İngiletere ve Slovenya'nın olduğu gruptan lider ayrılarak yanına ABD'yi aldı ve yoluna devam etti.

Bundan sonra olaylar şu şekilde gelişti;


Euro 2008'de kendisini kupa dışına iten Almanya’yla bu kez 2010 Dünya Kupası’nda karşı karşıya gelen Türkiye'de, 0-0 bitip uzatmalara gidecek denen mücadelede 90+2’de Nihat sahneye çıktı ve panzerleri yıkan isim oldu.


Bunları yazarken bile "Allah'ım yaa" nidalarını haykırıyorum içimden. Belki de ileride torun tombalağıma "Bakın bir dönem milli takım ne hale düşürdü bizi" diye göstermek için interneti değil kendi yazılarımı kullanmak isteyişimden bunu yapıyorum bilmiyorum. Mizansen olarak bakarsam keyif alıyorum ama özünde sinir bir durum evet.


Sonra ne mi oldu?


Fransa'yla Çeyrek Final elbette..


Elinizdeki takım Türkiye olunca gol yollarında yetersiz olduğunuzu hissediyorsunuz. Bu yüzden daha çok orta alanda geçen mücadelelerin sonunda maçın son dakikalarında galibiyet gelebiliyor. Yine son bölümde Nihat kendini gösterdi ve 89. dakikada takımını 1-0 öne geçiren golü attı. Golden sonra Semih oyuna girdi ve (oyunda dahi "Süper Yedek" olarak etiketlenmesinin haklılığını bir kez daha ortaya koyarak) 90+2'de takımını rahatlatan golü attı: 2-0.


Sıra Brezilya'da..


Bu akşam 21:45'te yarı finalde Türkiye-Brezilya ve İtalya-Avustralya mücadelelerini izleyeceğiz.


"8 Yıldır Katılamadığımız Dünya Kupası Özel" programında görüşmek üzere..




(background music: K'naan - Wavin' Flag - World Cup 2010 Song)