31 Ocak 2009 Cumartesi

TANIMAK

Bir insanı tanımak için kaç vakte, ne kadar mesafeye ihtiyacınız var? Mesafe arttıkça merak artar; zihninizde sorduğunuz sorular artar. Zamansa en iyi ilaçtır çok şeye. Bir zaman düşünüp midenizin bulandığı insanlar dahi sizi etkilememeye başlar; çok zaman geçmiştir. Birini sıfırdan tanımak, tanımaya başlamak eğlenceli bir yolculuk gibi; sanki aşama aşama gerçekleşen bir oyun gibi. İçinde tehlikelerin de eğlencenin de şaşkınlık ve merakın da olduğu; öğrenilen her yeni olgu ya da bilgide "yeni"yi tanımanın verdiği hazzın da olduğu bir yolculuk. Benzerlikler ve farklılıkların bir araya geldiği güzel salaş bir mekan gibi çoğu zaman. Bazen çekingen ve yavaşça, bazen kapıyı çalmadan girersiniz birinin hayatına; bu rahatsızlık vermediği sürece küçük bir endişe getirebilir; sorun değildir krizi fırsata çevirmek gibi bir olaydır. O küçük endişe, merakı beraberinde getirebilir. Her insanın kendi hayatı, o tanıma/tanışma zamanına kadar bir geçmişi, algılama biçimi, olaylar karşısında verdiği tepki biçimi, vs. vardır ve karşındakini bu anlamda anlamak çok önemli. Aksi halde uyuşmazlık ve anlayamama olacaktır; ki bu da birinin değil iki kişinin karşılıklı sorunu haline gelecektir. Hepimiz yüzlerce insan "tanımıştır(!)", bu "(!)", elbette bildiğiniz üzere ironik bir ifadedir ve aslında tanımadığımız anlamına gelir. İsmen tanıdığımız çok arkadaşımızın bir durum karşısında verdiği bir tepkiye inanamamak, şaşırmak ya da garipsemek onun ya yeni bir yönünü tanıdığınız ya da aslında basit bir olayda dahi ne tepki vereceğini bilemediğiniz anlamına gelir ki o insanı ve pek çoğunu tanımıyorsunuzdur. Zamanım kısa olduğundan şimdilik bir ";" koyacağız bu yazıya. Son cümlem şu olacak: "İnsanları tanımaktan geri durmayın, atılgan ama temkinli olun; her insan yeni bir hayat ve ansiklopedi gibidir içinde pek çok konuyu bazen düzenli ve alfabetik, bazen de düzensiz ve karmaşık olarak barındıran!"
hepinize iyi bir haftasonu diliyorum.

14 Ocak 2009 Çarşamba

Istanbul

Ne güzelsin be yavrum! Tüm ihtişamınla karşımızdasın yine, hava'n yerinde.. Hep böyle olsan keşke, parıldasa günün ışığı bir demet umut gibi berrak sularında; capri&t-shirt falan gezsem sokaklarında.. Soğuğu sevmiyorum, en güzel mevsim bahar; en güzel zaman nisan, mayıs.. Ah bir de senin insanının hayatının 1/4'inin geçtiği trafiğine bir çözüm bulsalar be çocuğum.. Evet biliyorum senin suçun yok neyse tamam.. En son balık tuttuğumda 11-12 yaşlarımdaydım, özledim. Baharın gelsin ilk işim bu olacak sanırım. Yeni bir olta takımı ve balıkların benim olacak. Aşırı güvendir ürkütücü olan, benimki kararında diye düşünüyorum; benim için sabrın güzel bir hali, olta başındaki bekleyiş. Yüküm ağır olmasa trenle gelmek isterdim ama Haydarpaşa'yı biraz daha özleyebilirim. Nasılsa talan edeceğim her caddeni yine, sokaklarını meydanlarını.. Bu karedeki katile için tebriği hak eden biri var, ona da geleceğim birazdan. Fotoğrafta İstanbul'un sayısız simgelerinden bazıları buluşmuş. Biri kuşkusuz Boğaziçi Köprüsü, diğerleri Ortaköy Camii/Meydanı ve elbette kıtalararası seyahatin alternatifi ve boğaz turu yaptığımız vapur. Kaç fotoğraf gerekir güzelliklerini anlatmaya, kaç kanıt gerekir havanı-suyunu kirlettiklerini anlatmak için insanların.. Geçtiğimiz aylarda yitirdiğin, ben daha iki haftalıkken yapılan tarihi Karaköy İskelesi için söyleyecek söz bulamıyorum evladım. Birkaç saat sonra görüşürüz İstanbul.

Çok iyi bir zamanlamayla yakalanmış bu kaliteli kare için, www.soldansay.blogspot.com yönetimi olarak Ferda Tkr'e teşekkür ederiz.

11 Ocak 2009 Pazar

hoşgeldin soldansay

Eskiler ve hep yeni kalan eskiler.. İkisi çok farklı birbirinden. Bu ölümsüzleşen ve hep yeni kalanlardan bir kare. Fotoğrafta görülen ufaklık soldansay, kucağında olduğu abide-i güzellik de annem oluyor ve yanımızda çayları ikram eden teyzem. Bakmayın çay ikram ettiğine; o gün takvimler 25 Eylül 1985'i gösteriyordu, yani soldansay'ın ilk doğum günüydü. Alkol su gibi akmış, diğer fotoğraflarda görülüyor ama ben bunu seçtim çayla yetinin. Yılbaşı, doğum günleri, özel günler sadece sevdiklerinizle bir araya geldiğiniz harikulade günler olarak algılanmıştır benim tarafımdan. Ne güzeldir ki hep de öyle olmuştur. Fotoğrafta görülen ev Ataköy - 4. Kısımda oturan büyük dayımın evidir ve tam 30 yıldır (belki daha fazla) her bayram tüm aile (sülale kavravı yerine aile olayı vardır) biraraya gelinir ve akşam eve dönerken abide-i mutluluk modunda olursunuz. Bu biraraya gelmeler aslında her haftasonuydu ancak 1999'da anneannemi kaybettikten sonra zaman içinde bayramlara bıraktı yerini. Yıllar içinde aramıza katılanlar da oldu, aramızdan ayrılanlar da. Yitirilenler hep özlendi. Yine sanırım hep yirmi yirmibeş kişi olduk. Büyük bir aileydik hep, bu gurur verici tabloyu devam ettirmek güzel olacak..

Zaman hızla geçiyor, yarına neyin yerinde kalacağı ya da yerini ne güzelliklere bırakacağı meçhul, o yüzden her anın değerini bilmenin önemini hep bildi sldnsy, hep de kazandı. Kazananlardan olmanız dileğimle. İyi haftalar diliyorum.

6 Ocak 2009 Salı

soldansay vs. Finaller

Bir hışımla başlayan finaller tüm hızıyla devem ediyor!!! demeyeceğim çünkü, dün bir tek sınavım vardı (baya sağlam geçti) ; sonraki ilk sınav cuma günü.. Rölante bir durum yani.. Bu yıl öğrencilere derste iyi davranıp, esprileriyle yarıp yardıran, sınav günleri ise bir yaratığa dönüşen öğretim görevlilerini de gördük.. Neyse beş ay kaldı deyip bu kısacık tefecik postu burda sonlandırıyoruz.. 24 yıl statükoyu savunan ama yolundan çok iyi bir şekilde dönüp doğruyu bulan biri olarak soldansay sizi revizyonizme davet ediyor! Bu cümleye tek yönden bakarsanız yanılır kalırsınız çoçuğum, o yüzden hayatınızın her alanına yayın bunu e mi yawrum! Saü ya da başka okuldaki öğrencilere de başarılar; ahh mini mini birler zamanın kıymetini bilin olm!