20 Haziran 2009 Cumartesi

bella ciao


.. soldansay, uzun bir süre yazmayacağını açıkladı.
Hepinize iyi bir hafta, ay ve yıl diliyorum.

3 Haziran 2009 Çarşamba

That's Different dude!

Çok farklı.. Ürküyorum; ara sıra oluşan sessizlik bazen ürkütebiliyor. Bundan öte farklı düşünceler farklı hisler içerisindeyim. Hepsi güzel, hepsi heyecan yaratan.. Anadolu'yu gezelim altımızda bize kadar bir karavan ve yeterli imkanlarla. Her şehir farklı, yeni hisler yaşatsın. Bir sahil kasabasında çocuklarla uçurtmalar uçuralım; Çanakkale'de son bir balık yiyelim rakı eşliğinde, Siirt'te büryan, İzmir'de tere çorbası, Samsun'da mercimekli bulgur pilavı, Trabzon'da hamsi pilavı, Hatay'da muhammara'yı keşfedelim ve çiğköfteyi tadalım Urfa'da. Antalya'da Aspendos'u görelim, konaklayacağımız yer Olimpos'un teknolojiden uzak ağaç evleri olsun. İzmir Mordoğan İskelesi'nde balık tutalım; saatlerce sohbet etmekten yıldığımız bir gün hatırlamıyorum. Belki hepsi, belki bazıları, belki de hiçbiri.. Ne olursa olsun; yer, mekan, zaman fark etmez inan, içinde sen ol. Bu varsayımlardan uzak ya da bunlara yakın, 'oluruna bıraktığımız bir seyahat' de olabilir. Dedim ya sen ol, ayak basmadık yer bırakmayalım ülkemde toprağımda. Plan yapmadan umarak çıkalım yola.. Çünkü farkındayız;

"Hayat, biz gelecek için planlar yaparken başımızdan geçenlerdir."

John Lennon



(background music: Streets of London - Cat Stevens)

21 Mayıs 2009 Perşembe

Time

"İnsanlar ikiye ayrılır. Bazılarına bir gerçek sunulur ve onlar hayatlarının geri kalanını bu gerçekle sürdürürler. Ya diğerleri?! Onlar gerçeğe müdahale eder; yeniden bir gerçek yaratırlar!"
Bu sözleri ilk duyduğumdan bu yana sanıyorum altı yıl geçti; ama bendeki etkisi hep tazeydi. Bugün çok şeye "keşke" değil de "iyi ki" diyebiliyorsam, bu ve buna benzer birçok öğretinin bende yarattığı etkinin payı büyüktür. Farkettim de çok nadir 'ben' diye yazdığım yazımdan biri olma yolunda emin adımlarla ilerleyen bir yazı bu. Cevdet Hoca diye anılan; sohbetini, bilgilerini ibretle ve pürdikkat dinlediğimiz bir hocamız vardı. Bize yıllar evvel şöyle demişti; "Hayatta siz varsanız her şey güzel ve var, siz yoksanız hiçbir şey yok!.. Size bencil olun demiyorum; ancak siz varsanız anneniz, babanız, sevdikleriniz var; siz yoksanız hiçbir şey/hiç kimse yok!" derdi. Bu, bizim karşılaştığımız olaylar karşısında, arka plana olan ilgimizi uyandıran, meselelere farklı yönden bakmamızı sağlayan ilk kıvılcımlardan biri oldu. Hayata bir kez geleceğini düşünen -ve sanırım bunda haklı olan- bizler, dünü unutmamalı, bugünü kaçırmamalı ve yarını ihmal etmemeliyiz. Ben dünü unutmuyorum, iyi hatırlıyorum. Bu sayede bugünün tadını çıkarıp yarını planlamadan sadece öngörüyorum. Haklı olduğum pek zaman varsa da, yanıldığım günler de olmuştur, olacaktır. Ancak şunu biliyorum; 'anı yaşa' felsefesinin yarattığı kısa zaman dilimine kendini hapsetmiş bir mutluluktansa ileride kazanmayı ve kaybetmemeyi istediğim mutluluk için büyük sabırla bekler ve mevcut güzellikteki hayatıma devam ederim.. ta ki tüm kapılar kapanana dek. Her halukarda güzel bir yarın benim ve sizin olacaktır.



hepinize iyi bir hafta diliyorum..



"Önyargıları yok etmek, atom çekirdeğini parçalamaktan daha zordur."


Albert Einstein

6 Mayıs 2009 Çarşamba

take off

En sevdiğim renk, en sevdiğim nota ol; zor zamanımda yanımda ve paylaşanım ol. Çalmayı ve söylemeyi en sevdiğim parçam ol; gitarım kadar yakınım ol. Eşlik et bana izlediğim başucu filmlerimde, seyrettiğim manzaramda, gezdiğim İstanbul sokaklarında, oturduğum bir salaş meyhanede, etkilendiğim bir hikayeyi anlattığım an'ımda, deklanşöre bastığım her karemde. Susma konuş; nasılsa bilirim boş konuşmayacağını. Ufkumu genişlet, anlat bana bildiğin her hakikati tatlı ya da acı gelen sana; ben dinlerim aklın almayacağı derin bir sabırla. Derin? Hiç bu kadar içimi ürperten bir ansiklopedi olmamıştı; hep hedeflediğim, ulaşamadığım bir duygu olmuştu bugün hissettiğim. Ulaştım; ama bilirim dahası hep vardır. Sevmem böyle açık oynamayı ama etten kemikten bir adamım, mantığımı dinlemeyi iyi bilirim; açık olmam gereken vakti de. Tavlayı da severim ama oyundur; satranç ise gerçek bir hayat. Her hamlem, her hamlen bir sonrakini getirdi; bugünü getirdi. Bir yarın olacak ya da olmayacak; ama beklediğim o gün yaklaştı sanki...

Hatırlatma: http://soldansay.blogspot.com/2009/04/deklarasyon.html

(background music: The Last Of The Mohicans Soundtrack)

17 Nisan 2009 Cuma

Ladies and Centilmens: Ulas Kaan Kadirhan AKTUNA!

Ulas Kaan Kadirhan AKTUNA.. Ya da kısaca Kadir (shtriga):

-16 Nisan 1984'te doğdu

-dün hayatının 24. sezon finalini yaşadı

-sldnsy'la geçmişi 8 yıl önce Tam Dershanesi'ne dayanır

-sldnsy'ın önce vokalle başladığı müzik serüvenine gitar çalarak devam etmesini sağlayan kişidir

-soldansay'ın isim babasıdır

-çok derin müzik ve genel kültür bilgisine sahiptir

-neredeyse her görüşmenizde farklı sakal stiliyle karşınızdadır

-sldnsy'la kardestir; öyle ki annesine "aynur annem" diyebilmektedir

-resim çizeridir; üstadtır

-Çakırların, dolayısıyla Serhat ve Spike'ların, Pinn'lerin sldnsy'ın hayatına girmesini sağlamış insandır

-cebinizde beş kuruş paranız olmasın; bir yerlere içmeye gidemeyin ama onunla sohbet edin o size yetecektir

-çok geniş çevresi yüzünden onunla yolda yürümekte zorluk çekersiniz her 20 m de bir biriyle karşılamak zul gelir

-gibi gibi gibi...

Özetle iyi ki varsın; iyi ki doğdun kardeşim!! Nice mutlu, bol müzik ve alkollü (ben seni yeniden başlatıcam :f) cillop yıllara diyorum sana! :FGHWZ

14 Nisan 2009 Salı

manifesto 14

... soldansay, bir süredir yazdığı "Çok Gizli" ibareli yazılarını kısa bir zaman içinde sahibine vereceğini açıkladı.

1 Nisan 2009 Çarşamba

Rationale vs. Feel

Bir şeyin zamanının henüz gelmediğini düşündüğünüz ya da geldiğinden emin olmadığınız bir şey oldu mu? Hayatınızda "ilk kez" bir şey için bu kadar sabırsızlandığınız, dağa taşa haykırmak istediğiniz ama kendiniz dahi duymaktan kaçındığınız bir hakikat? Kaç kez bunu kaleme aldınız, kaç mutluluğunuz bu kadar toktu? O şeye bir renk yakıştırmak istediniz ama en güzel renk hangisiydi? Güzelliğin bu kadar, bildiğinizden derin olduğunu gördünüz mü? Sonunu merak ettiğiniz en sağlam film ya da sahneden daha çekici bir merak duygusu yaşattılar mı size? Kitap değil, Roman değil; tam bir "Ansiklopedi"yle karşılaştınız mı? Büyülendiniz mi? O klişe ama haklı cümleye hak verdiniz mi: Kelimeler kifayetsiz kaldı mı? Gün içinde aklınıza en fazla gelen gerçeklik neydi; ve bu en fazla kaç bin kez geldi zihninize? Kaçabildiniz mi ondan? Osmanlıdaki Deliler gibi savaşa en önde gitmek için en ileride koştunuz mu ölümüne? Muhakkak "mantık vs. duygu" ikilemini yaşadınız hayatınızda; ama hangi savaş bu kadar çetin geçti? Hangisi sizi daha mutlu etti: 5000 parçalı bir puzzleda art arda gediğine koyduğunuz parçalar mı; birbirini tamamlayan düşünce ve hayat tarzları mı? Saniyeler, dakikalar, saatler, günler, haftalar bu kadar değerli oldu mu hayatınızda? Sizi mutlu eden pek şey, yok olma olasılıkları kadar varlar farkında mısınız? Nirvana (Doğu dinlerinde, mistizminde ve Hint Teozofi'sinde 'manevi kurtuluşu' belirtir) inancının hayatınızda vücut bulduğu oldu mu? Benim oldu..

8 Mart 2009 Pazar

Tez Vakitte Bit E mi!

Tez yazmanın (aslında yazamamanın) ne illet bir şey olduğunu öğreniyor bugünlerde soldansay! "İçindekiler kısmını yazsam gerisi çorap söküğü gibi gelecek" diyenlerden o da.. İleri de bu yazıma bakıp; "Vay be o zaman daha tek sayfa yazmamıştım(/k)" diyeceğim. Beş yıl çok hızlı geçti; toplamda 25 yıl yaşadığım göz önünde bulundurulursa uzun bir süre ama hani eskilerin "Aha buraların tümü tarlaydı bir zamanlar" deyişleri gibi daha dün gibi geliyor 8 Eylül 2003 Sakaryası.. Hava çok ama çok sıcaktı; kayıt günüydü. İlk günden gitarını kapıp ortam yapıp ev arkadaşı arayan vardı ya ahahah.. Velhasılı zamanın kıymetini bilmek lazım. Uykuyu bile kaliteli yaşamak için uzun tutmayacaksın; 6-7 saat kesinlikle normal olanı. Burdan "Second Life" oyuncusuna (!) seslenilir! :P Neyse deyip diğer konuya atlayalım,

.. Susam Sokağı izlerdik ya eskiden, belgeseller izlerdik ya daha minikken ayaklarımız. Değişen her şeye ayak uydurmamak lazım belki de. Kurabiye canavarının ya da Kırpık'ın, (her şeyi tamir edebildiği için sinir olduğum) Tahsin Usta'nın yerini Pokemonlar, Beybladeler almamalıydı. Ya da haftasonları izlediğimiz sabah doğa belgesellerinin yerini pembe diziler almasaydı daha iyi olurdu sanki. Süper Baba, Bizimkiler gibi aile dizilerinin yerini de Deli Yürek, Kurtlar Vadisi (evet bunu benden duyuyorsunuz) gibi vurdulu kırdılı diziler ya da cebinde beş kuruş parası olmayan insanlara Ağa hayatlarını anlatan ve insanları kitap okumaktan bile alıkoyan bu tür romanımsı/romanlardan devşirilen diziler almasaydı daha iyi olurdu sanki. Bir Kelime Bir İşlem'in yerini BBG, İzdivaç gibi yarışmalar almasaydı değil mi.. gibi gibi. İnsanlar bilinçlendirilecek, kitaplar yakılmayacaktı; simgeler üzerinden siyasi kişiliğim bu deyip at gözlüğüyleymiş gibi tek taraflı bakılmayacaktı. Medya.. İnsanlar tek gazete değil karşıt görüşlü gazeteleri, yayınları alıp kendi sentezini yaratacaktı. Ama olmadı, izin vermediler. İşlerine geldi mi 28 Şubat darbecilerini sözde mahkemelerde yargılayanlar, 27 Mayıs'ı, 12 Mart'ı, 12 Eylül'ü unutmayacaklardı, "Hepsi yargılanmalıdır" diyeceklerdi. Ama olmadı, beyinleri yıkandı. İktidarım dediği parti, "meydanları dolduramadığı zamanlarda" photoshop üstadı oldu.

31 Ocak 2009 Cumartesi

TANIMAK

Bir insanı tanımak için kaç vakte, ne kadar mesafeye ihtiyacınız var? Mesafe arttıkça merak artar; zihninizde sorduğunuz sorular artar. Zamansa en iyi ilaçtır çok şeye. Bir zaman düşünüp midenizin bulandığı insanlar dahi sizi etkilememeye başlar; çok zaman geçmiştir. Birini sıfırdan tanımak, tanımaya başlamak eğlenceli bir yolculuk gibi; sanki aşama aşama gerçekleşen bir oyun gibi. İçinde tehlikelerin de eğlencenin de şaşkınlık ve merakın da olduğu; öğrenilen her yeni olgu ya da bilgide "yeni"yi tanımanın verdiği hazzın da olduğu bir yolculuk. Benzerlikler ve farklılıkların bir araya geldiği güzel salaş bir mekan gibi çoğu zaman. Bazen çekingen ve yavaşça, bazen kapıyı çalmadan girersiniz birinin hayatına; bu rahatsızlık vermediği sürece küçük bir endişe getirebilir; sorun değildir krizi fırsata çevirmek gibi bir olaydır. O küçük endişe, merakı beraberinde getirebilir. Her insanın kendi hayatı, o tanıma/tanışma zamanına kadar bir geçmişi, algılama biçimi, olaylar karşısında verdiği tepki biçimi, vs. vardır ve karşındakini bu anlamda anlamak çok önemli. Aksi halde uyuşmazlık ve anlayamama olacaktır; ki bu da birinin değil iki kişinin karşılıklı sorunu haline gelecektir. Hepimiz yüzlerce insan "tanımıştır(!)", bu "(!)", elbette bildiğiniz üzere ironik bir ifadedir ve aslında tanımadığımız anlamına gelir. İsmen tanıdığımız çok arkadaşımızın bir durum karşısında verdiği bir tepkiye inanamamak, şaşırmak ya da garipsemek onun ya yeni bir yönünü tanıdığınız ya da aslında basit bir olayda dahi ne tepki vereceğini bilemediğiniz anlamına gelir ki o insanı ve pek çoğunu tanımıyorsunuzdur. Zamanım kısa olduğundan şimdilik bir ";" koyacağız bu yazıya. Son cümlem şu olacak: "İnsanları tanımaktan geri durmayın, atılgan ama temkinli olun; her insan yeni bir hayat ve ansiklopedi gibidir içinde pek çok konuyu bazen düzenli ve alfabetik, bazen de düzensiz ve karmaşık olarak barındıran!"
hepinize iyi bir haftasonu diliyorum.

14 Ocak 2009 Çarşamba

Istanbul

Ne güzelsin be yavrum! Tüm ihtişamınla karşımızdasın yine, hava'n yerinde.. Hep böyle olsan keşke, parıldasa günün ışığı bir demet umut gibi berrak sularında; capri&t-shirt falan gezsem sokaklarında.. Soğuğu sevmiyorum, en güzel mevsim bahar; en güzel zaman nisan, mayıs.. Ah bir de senin insanının hayatının 1/4'inin geçtiği trafiğine bir çözüm bulsalar be çocuğum.. Evet biliyorum senin suçun yok neyse tamam.. En son balık tuttuğumda 11-12 yaşlarımdaydım, özledim. Baharın gelsin ilk işim bu olacak sanırım. Yeni bir olta takımı ve balıkların benim olacak. Aşırı güvendir ürkütücü olan, benimki kararında diye düşünüyorum; benim için sabrın güzel bir hali, olta başındaki bekleyiş. Yüküm ağır olmasa trenle gelmek isterdim ama Haydarpaşa'yı biraz daha özleyebilirim. Nasılsa talan edeceğim her caddeni yine, sokaklarını meydanlarını.. Bu karedeki katile için tebriği hak eden biri var, ona da geleceğim birazdan. Fotoğrafta İstanbul'un sayısız simgelerinden bazıları buluşmuş. Biri kuşkusuz Boğaziçi Köprüsü, diğerleri Ortaköy Camii/Meydanı ve elbette kıtalararası seyahatin alternatifi ve boğaz turu yaptığımız vapur. Kaç fotoğraf gerekir güzelliklerini anlatmaya, kaç kanıt gerekir havanı-suyunu kirlettiklerini anlatmak için insanların.. Geçtiğimiz aylarda yitirdiğin, ben daha iki haftalıkken yapılan tarihi Karaköy İskelesi için söyleyecek söz bulamıyorum evladım. Birkaç saat sonra görüşürüz İstanbul.

Çok iyi bir zamanlamayla yakalanmış bu kaliteli kare için, www.soldansay.blogspot.com yönetimi olarak Ferda Tkr'e teşekkür ederiz.

11 Ocak 2009 Pazar

hoşgeldin soldansay

Eskiler ve hep yeni kalan eskiler.. İkisi çok farklı birbirinden. Bu ölümsüzleşen ve hep yeni kalanlardan bir kare. Fotoğrafta görülen ufaklık soldansay, kucağında olduğu abide-i güzellik de annem oluyor ve yanımızda çayları ikram eden teyzem. Bakmayın çay ikram ettiğine; o gün takvimler 25 Eylül 1985'i gösteriyordu, yani soldansay'ın ilk doğum günüydü. Alkol su gibi akmış, diğer fotoğraflarda görülüyor ama ben bunu seçtim çayla yetinin. Yılbaşı, doğum günleri, özel günler sadece sevdiklerinizle bir araya geldiğiniz harikulade günler olarak algılanmıştır benim tarafımdan. Ne güzeldir ki hep de öyle olmuştur. Fotoğrafta görülen ev Ataköy - 4. Kısımda oturan büyük dayımın evidir ve tam 30 yıldır (belki daha fazla) her bayram tüm aile (sülale kavramı yerine aile olayı vardır) bir araya gelinir ve akşam eve dönerken abide-i mutluluk modunda olursunuz. Bu bir araya gelmeler aslında her hafta sonuydu ancak 1999'da anneannemi kaybettikten sonra zaman içinde bayramlara bıraktı yerini. Yıllar içinde aramıza katılanlar da oldu, aramızdan ayrılanlar da. Yitirilenler hep özlendi. Yine sanırım hep yirmi yirmi beş kişi olduk. Büyük bir aileydik hep, bu gurur verici tabloyu devam ettirmek güzel olacak..

Zaman hızla geçiyor, yarına neyin yerinde kalacağı ya da yerini ne güzelliklere bırakacağı meçhul, o yüzden her anın değerini bilmenin önemini hep bildi sldnsy, hep de kazandı. Kazananlardan olmanız dileğimle. İyi haftalar diliyorum.

6 Ocak 2009 Salı

soldansay vs. Finaller

Bir hışımla başlayan finaller tüm hızıyla devem ediyor!!! demeyeceğim çünkü, dün bir tek sınavım vardı (baya sağlam geçti) ; sonraki ilk sınav cuma günü.. Rölante bir durum yani.. Bu yıl öğrencilere derste iyi davranıp, esprileriyle yarıp yardıran, sınav günleri ise bir yaratığa dönüşen öğretim görevlilerini de gördük.. Neyse beş ay kaldı deyip bu kısacık tefecik postu burda sonlandırıyoruz.. 24 yıl statükoyu savunan ama yolundan çok iyi bir şekilde dönüp doğruyu bulan biri olarak soldansay sizi revizyonizme davet ediyor! Bu cümleye tek yönden bakarsanız yanılır kalırsınız çoçuğum, o yüzden hayatınızın her alanına yayın bunu e mi yawrum! Saü ya da başka okuldaki öğrencilere de başarılar; ahh mini mini birler zamanın kıymetini bilin olm!