29 Aralık 2008 Pazartesi

Alexander The Great




















Sanırım 986798768758787. kez izledim bu haftasonu bu filmi :)) Sevdiğim insanlara bir film izletmem gerekiyordu, çok iyi bir seçenekti Alexander... Başucu kitabı olur ya insanın, bu da başucu filmim yıllardır çok sevdiğim. Hayatı , başlangıcından 33 yıl sonra sona erdi.. Kazanma hırsı ve dünyanın sonuna olan merakı, durmayı becerememesi sonunu getirecekti.. Daha makul biri olduğunda daha fazla yaşayabilir ve dünyanın tamamına yakınına hükmedebirdi. Ama o zaman bugün konuştuğumuz Büyük İskender olmayabilirdi.. Küçükken hikayelerini dinleyerek büyüdüğü yine büyük ama bencil bir komutan Akhilleus'un diğerlerine korku salan olaylar karşısında cesaretiyle belanın üstüne giderken dediği gibi: ".. bu yüzden sizi kimse hatırlamayacak." Bir yandan bu yönüne hayran olurken, diğer yandan daha çok şey yapabilme arzusu ve stratejik düşünceyi askeri yapının ötesinde bireysel olarak inşa etmek kendi içinde, daha anlaşılabilir geliyor. Bu film sonrasında düşündüğüm her seferinde şu olmuştur: "Mantıklı ol imkansızı iste; ama duracağın yeri bil ve sen belirle!". İşte bunu başardığınız an, nirvanaya (Doğu dinlerinde, mistizminde ve Hint Teozofi'sinde manevi kurtuluş'u belirtir) ulaştığınız an olacaktır. Basit bir öğretiden çok, uygulamaya konulduğunda sağlam kararlar almanızı sağlayan yol gösterici bir anlam, sınırı ve yolu sizin çizmeniz...
İyi haftalar hepinize! :))

18 Aralık 2008 Perşembe

manifesto 7

Kısa bir yazı olacak..
Her gün yeni bir şey görüp yeni bir şey öğreniyor insan, gelişmenin yeni "gerçekleri" görmenin sonu yok. :) Keşke dediği pek çok şeye iyi ki diyebilmenin mutluluğu içinde soldansay! "Kaybettiklerim kurtulduklarımmış meğer" diyenlerden olmadı ama yine de "doğru" olarak kabul ettiği ve öngördüğü bir konuda haklı çıkmanın, göğüs gerilen şeylerin meyvesini şimdilerde toplamasının ve köprüden önce son çıkışta yoldan çıkmanın doğru olduğunu gördü. Tabi insanlar ve hepimiz hayatımıza kaldığımız yerden, her gün yeni açılımlar ve mululuklarla devam ediyoruz bu tarifi mümkün olmayan harikulade bir şey. Soldansay, bundan aylar evvel bir şey söyledi. Bir şeyin kronikleşmesinden ve tekrarlanacağından söz etti, bugünkü mutluluğu vazgeçmelerinin boşa olmadığını görmesindendi.
Bugünkü dünya mı yalan, yoksa dünkü dünya mı? Saygıyla andığı ama saygı görmediği bir dünle karşı karşıyaydı. Sorun değildi. İlk değildi. Bir duygu düşünün ki, hem çok mutluluk, hem biraz burukluk, hem de bugüne ve yarına umut barındıran içerisinde. Soyut bir olguya bu kadar çok sıfatı yüklemek -belki de daha fazlasını- aslında anlaşılabilir bir şey. Yaşamak lazım. Ve hep derim: Kötü Tecrübe Yoktur. Bu olaylara bakış açısıyla ilgili bir şey, bardağın dolu tarafı.. Olacaktı, kısa sürede olacaktı, oldu. Çok iyi oldu çok!

3 Aralık 2008 Çarşamba

manifesto 2

Kalemime ya da klavyeme sağlık dediğim çok yazımı özlüyorum. Zaman bulamıyorum malesef şimdilerde yazmaya. Aktif günlük yaşam ve vizelerle kilitlenmiş durumda soldansay:) 8 hafta gitmediğim İstanbul'u ve dostlarımı özledim, ailemi söylemiyorum bile. Sanırım baya bir talan edeceğim bu sefer; eve gitmediğimden annemin sözlerini duyar gibiyim: "dostlarını da al git burdan!". Ev yemeğini özledim, burda yaptığımız ziyafetlerin en kralı annemin yaptığı tek bir mantı tanesi olamaz sanırım. Taksim meydanını, Beşiktaş'ı - Dolmabahçe yolunu özledim; kaybettiğim en yakın dostumun eski halini özledim, ama hüzünle değil yüzümü gülümseten piç bir sırıtışla özledim. Günü yaşamak, yeni yeni insanların oluşturduğu yoğunluğu hissetmek güzel. Qubie'nin saçları gitmeyeydi, iki numaralı adam bana uzun saç demek zorunda kaldı garibim :F Sistemin ve karşı tarafların yarattığı çok şey geçiciydi; sanırım askerlikle ilgili düşüncelerimi şimdilik yazmayacağım o da ayrı olay.

2004'ten bir resimle iyi haftalar diliyorum hepinize.