2 Haziran 2008 Pazartesi

Korku ve Özlenenler

İçimde bir korku var. Yozlaşıyor muyuz ne? Bunu 'kimse' üstüne almasın, 'herkes' alsın, hepimiz alalım. Artık toplumdaki kutuplaşmalar, küresel fakirleşme, insanlararası ilişkilerde tahammülsüzlükler, Yeşilçam'ın o meşhur 'Nen var kuzum?' diye soran sevgi insanlarının azlığı (biliorum kulağa komik geliyor ama önemli olan cümledeki saf sevgi u know baby). Neyse ki ben kendime bir tane bulabildim. Çok şanslıyım. Evet korku.. İçimde bir korku var. Özlediğim çok şey var. Yukarıda saydığım başlangıç maddelerin ötesinde çok şey.. Susam Sokağı'ndaki Minik Kuş'u bile özledim, onu bırak herşeyi tamir eden Tahsin Usta'yı bile özledim. Süper Baba'nın Nihatı'nın (Sümer Tilmaç), "Fikooooo!!" (Şevket Altuğ) diye seslenişini de, Sermet'in (İsmet Ay) yaptığı ama aslında onun adına benim utandığım (bana ne oluosa) dedikodularını bile özledim. Power Rangers; seni hiç sevmedim lan, babanı da sülaleni de sevmezdim, ıyy! Transformers 1 adetsin ne diim sana! Yaşasın Autobotlar!! Ninja Kaplumbağaları kim unutabilir ki?! Michelangelo'ya özenmeseydim bu kadar iri kemikli (!) olmazdım. Ama içten içe Donatello'yu çok daha fazla sevmişimdir; buluşlarına qurban..!

1958'de Pierre Culliford tarafından yaratılan ve (Soğuk Savaş döneminde) ABD tarafından "Komünizm Propagandası Yapmak"la suçlanan Şirinler var bir de.. Sizi seviyordum inanın! Ta ki iktidar yanlısı bir kanalda, o güzelim sevgi pıtırcığı şarkınızın "lalalalalayla la la, la ilahe illallaaaahhh!" diye değiştirildiğini görene dek! Yuh! Bir de şu var: (Şirin Baba'nın kapısında yazıyor) "Cumaya gittim gelicem". (bkz: yorumsuz). Ayrıca bana göre devlet böyle işlemeli; ast-üst ilişkisinden daha verimli olacaktır. En azından herkesin kendi bildiği, uzmanı olduğu bir işi var; ziraat mühendisi, kaymakam olmuyor mesela! Neyse.

Bizimkilerin Sabri Bey'ini özlüyorum ya var mı ötesi! Rutkay Aziz, hep azizdin zaten; şükür hala izleyebiliyoruz seni adamım. Tom&Jerry'yi özlemeyen bir adam var mı merak ediyorum; Jerry senden tiksiniyorum hocam. Ve senden de Road Runner!! Belki de en çok seni özlüyorum pazar sabahı belgeselleri! (o zaman kablolu yayın falan yok tabi). Ve eski dostum bulmacalar.. Sene 1991, yaz tatili, ailecek kamptayız.. O zamanın parası 100 lira var. Atari salonlarının damgasını vurduğu bir dönem.. Paraları anne-baba ayırmadan kimden kaparsam hemen gidiyorum ben de; ve oynadığım tek oyun sendin kutsal varlık: Street Fighter!

Bir de aklıma gelen Mahallenin Muhtarları var.. Kahveci Temel'e gıcık olurdum, Fadime'yi yılışık sevişinden ve "fazla iyi ve saf" olmasından.. Ama Allah için Erkan Can, Türk Sineması'nın büyük değerlerinden biri oldu bile, çok şey katacaktır diye düşünüyorum sinemaya.. Ve son olarak Yeşilçam Klasikleri! Favorilerimdiniz, Süt Kardeşler (Gulyabani), Namuslu, Hababam Sınıfı serisi, Milyarder, Atla Gel Şaban (çiki çiki baaba yaa :D), Çiçek Abbas, Tosun Paşa, Umut Sokağı, Evlidir Ne Yapsa Yeridir, Sultan, N'olacak Şimdi (baba filmdir :D) ve malesef şu an aklıma gelmeyen bir çok şaheser! Dikkat edildiğinde çoğunda Şener Şen'in olduğu görülür. Çünkü soldansay, gerçek bir Şener Şen hayranıdır, ve Şener Şen Yeşilçam'ım 1 numarasıdır ona göre.. Ve sizleri unutmam Zeki Alasya-Metin Akpınar! Beş Milyoncuk Borç Verir Misin, Dönme Dolap, Nereye Bakıyor Bu Adamlar şimdi aklıma gelenler.. Keşke kopmasaydınız birbirinizden; "Güle Güle"de bir araya geldiğinizde en çok sevinenlerden biriydim sanırım.. Olacak O Kadar ve Bir Demet Tiyatro malumunuz zaten..

Uçurtma yapıp uçurmayı, pamuğa ektiğimiz fasulyeleri, o çim adamları bile özledim! Bunların hepsini özledim! Çünkü artık teknoloji, emek isteyen herşeyi köreltti. (not: teknolojiye karşı değilim). Internette sörf yapıp LimeWire'den şarkı indirmek varken kim uçurtma uçurur? Ya da kırtasiyeden hazırını almak (satan kırtasiye kaldıysa tabi) varken kim malzemelerini alıp da emek harcayıp uçurtma yapar? Kim pamuğun içinden yeşeren fasulyeye sevinir? Keşke yine evdeki çim adamın saçlarını kırpıp "Eveeeet, kızlar artık seni daha çok beğenecek muahahahah" diye kötü kötü gülsek lan! :D Ama yok ya yakında bi çip yaparlar, bütün kitapları yakarlar, isteyene o çipi takarlar(!) ortamı p.ç ederler.. Aslında özlediğim salt çocukluğum değil; temiz, daha mutlu, umutlu ve dediğim gibi daha temiz bir "toplum". Eskiden daha mı mutluyduk? Evet!! Dünü özlerken bugünü kaçırmıyorum, daha iyi bir Yarın istiyorum!!

2 yorum:

triancula dedi ki...

hatırlar hocam, bu yazının amcaoğlu, teyzekızı, bacanak ve baldızının tıpkısının bi benzeri bi postla tanışmıştık (zaten tanışık da olabiliriz o bahsettiim post belki 2.post da olabilir ama konu bu değil du bi :p) gene böyle özlem. evet bahsettiğin yazıdaki şeylerin hepsi benim çocukluğumla da direk alakalı şeyler. ama yok! benden (evet benden de küçük insanlar var hala :p) de küçük insanlar bile yıllar sonra "ah çocukluğum" dicek en burhan altıntop "anaaaaam"ından... hani sonu yok, eskiden aslında çok daha vahşiydi dünya, tamam şimdi giderek michael haneke filmlerine dönmüş olsak da aslında özüne inebildiğimiz insanları o manada henüz kaybedilmemiş kişiler olduğunu görebiliriz hem de rahatlıkla... o yüzden bence anlayışlı ılımlı (kime ve neye bu tabi ayrı bir konu) olmak gerekiyor...

hayat güzel bazen ya, sev onu, besle kargayı, gözünü oyması için yem de ver ona! :)) o bi bencil, bencil!

soldansay dedi ki...

[]triancula: anaaaaaaaaaaaaaam (b.altıntop) way anam dimeq öle tanıştıq ha? ne mutlu bana sana :F :D ama iyimserliğine de saygı duyuyorum ve hak veriyorum herkesin birgün birşeyleri ve çocukluğunu özleyeceğine dair sözlerine.. (: