30 Haziran 2008 Pazartesi

soldansay

Yaz okulunda şu tek dersi geç soldansay!
Staja başlayabil soldansay!
Bursu kap soldansay!
Ekim'de son 8 ayın tadını çıkar soldansay!
Şu güzel şarkıyı dinle
soldansay!
Çok işin var, zinde kal soldansay!
Her şey sırayla; birini diğerinden önce değil hepsini zamanında yap soldansay!

26 Haziran 2008 Perşembe

dfglfdkglkhlgf







Sakarya Sakarya burnumda tüter ya!

11 Haziran 2008 Çarşamba

Genel Kültür Bilgileri Serisi No. 2: Granma

Granma (Granma Yatı), 1956'da Küba Devrimi savaşçılarını taşımak için kullanılan, 1943 yılında inşa edilen ,12 kişilik ve 18 metre uzunluğunda bir yattır.


10 Ekim 1956'da büyükannesinin anısına yata bu adı veren Amerikalı bir emekliden 50.000 Meksika pezosuna satın alınmıştır (grandma İngilizce'de büyükanne kelimesinin kısaltmasıdır). Satışın ardından, 82 Kübalı sürgün Fulgencio Batista'ya karşı bir devrim başlatma amacındaki Fidel Castro'nun liderliğinde bu yata binmiştir. Yattaki diğer isyancılar arasında (bunlar expedicionarios del yate Granma diye de bilinmektedir) Ernesto Che Guevara ve Raúl Castro da bulunmaktaydı.



25 Kasım 1956 günü Meksika'nın Tuxpan, Veracruz limanından denize açıldılar ve 2 Aralık'ta şu anda Granma Eyaleti diye bilinen yerde karaya ayak bastılar.


Yat şu anda Havana'daki Devrim Müzesi'ne bitişik Granma Anıtında sergilenmektedir. Eski Oriente Eyaleti'nin , devrimcilerin karaya ayak bastığı yerdeki bir bölümüne, yatın anısına Granma Eyaleti adı verilmiştir.


Ayrıca, Küba Komünist Partisi Merkez Komitesi'nin resmî gazetesinin başlangıcından beri adı Granma'dır.

7 Haziran 2008 Cumartesi

Genel Kültür Bilgileri Serisi No. 1: Jülyen Takvimi

Jülyen takvimi, Jül Sezar tarafından M.Ö. 46 yılında kabul edilen ve batı dünyasında 16. yüzyıla kadar kullanılan takvimdir. 'Artık yıl' hesaplamasındaki ufak bir fark sonucu yaklaşık her 128 yılda bir günlük bir kayma oluşturduğu için, yerini Gregoryen takvimi almıştır.

Jül Sezar, takvimdeki karışıklıkları çözmesi için Mısırlı astronomi bilgini Sosigenes'e emir verir. O zamanlarda 1 yılın 365 gün 6 saat sürdüğü biliniyor. Sosigenes de çözüyor: Her yıl 365 gün çekecek. Her yıldan 6 saat artacak, artan saatler 4 yılda bir takvime eklenecek o yıl 365 + 24 saat = 366 gün olacak. 366 gün 12 eşit parçaya bölünmediği için 6 ay 30 gün, diğer 6 ay 31 gün çekecek. Peki 365 gün çeken yıllarda aylara göre dağılım nasıl olacak ? Sezar emir veriyor : 365 gün çeken yıllarda en son aydan 1 gün düşülsün.


O zamanlar yılbaşı mart ayında, yani şubat yılın son ayı. (september=7, october=8, november=9, december=10 da buradan geliyor) böylece şubat ayı, 4 yılda bir 30 gün, diğer yıllarda 29 gün olmuş.


Sezar, bununla da yetinmeyip aylardan birine kendi ismini vermiş: Julius, yani july (temmuz). Sonradan imparator olan Augustus, Sezar'dan aşağı kalmamış ve sonraki aya kendi ismini vermiş: august (ağustos). Ancak Julius Sezar'in ayı 31 günken Augustus'un ayı 30 gün olur mu ? o da emir vermiş : yılın son ayından 1 gün daha alın, benim ayımı da 31 gün yapın. Şubat'tan 1 gün daha alınmış ve ağustos'a eklenmiş, şubat ayı, 4 yılda bir 29 gün, diğer yıllarda 28 gün, Sezar'ın ayı temmuz ve Augustus'un ayı ağustos da peş peşe 31 gün çeker.


Bu bilgi http://tr.wikipedia.org 'dan alınmıştır.

2 Haziran 2008 Pazartesi

Korku ve Özlenenler

İçimde bir korku var. Yozlaşıyor muyuz ne? Bunu 'kimse' üstüne almasın, 'herkes' alsın, hepimiz alalım. Artık toplumdaki kutuplaşmalar, küresel fakirleşme, insanlararası ilişkilerde tahammülsüzlükler, Yeşilçam'ın o meşhur 'Nen var kuzum?' diye soran sevgi insanlarının azlığı (biliorum kulağa komik geliyor ama önemli olan cümledeki saf sevgi u know baby). Neyse ki ben kendime bir tane bulabildim. Çok şanslıyım. Evet korku.. İçimde bir korku var. Özlediğim çok şey var. Yukarıda saydığım başlangıç maddelerin ötesinde çok şey.. Susam Sokağı'ndaki Minik Kuş'u bile özledim, onu bırak herşeyi tamir eden Tahsin Usta'yı bile özledim. Süper Baba'nın Nihatı'nın (Sümer Tilmaç), "Fikooooo!!" (Şevket Altuğ) diye seslenişini de, Sermet'in (İsmet Ay) yaptığı ama aslında onun adına benim utandığım (bana ne oluosa) dedikodularını bile özledim. Power Rangers; seni hiç sevmedim lan, babanı da sülaleni de sevmezdim, ıyy! Transformers 1 adetsin ne diim sana! Yaşasın Autobotlar!! Ninja Kaplumbağaları kim unutabilir ki?! Michelangelo'ya özenmeseydim bu kadar iri kemikli (!) olmazdım. Ama içten içe Donatello'yu çok daha fazla sevmişimdir; buluşlarına qurban..!

1958'de Pierre Culliford tarafından yaratılan ve (Soğuk Savaş döneminde) ABD tarafından "Komünizm Propagandası Yapmak"la suçlanan Şirinler var bir de.. Sizi seviyordum inanın! Ta ki iktidar yanlısı bir kanalda, o güzelim sevgi pıtırcığı şarkınızın "lalalalalayla la la, la ilahe illallaaaahhh!" diye değiştirildiğini görene dek! Yuh! Bir de şu var: (Şirin Baba'nın kapısında yazıyor) "Cumaya gittim gelicem". (bkz: yorumsuz). Ayrıca bana göre devlet böyle işlemeli; ast-üst ilişkisinden daha verimli olacaktır. En azından herkesin kendi bildiği, uzmanı olduğu bir işi var; ziraat mühendisi, kaymakam olmuyor mesela! Neyse.

Bizimkilerin Sabri Bey'ini özlüyorum ya var mı ötesi! Rutkay Aziz, hep azizdin zaten; şükür hala izleyebiliyoruz seni adamım. Tom&Jerry'yi özlemeyen bir adam var mı merak ediyorum; Jerry senden tiksiniyorum hocam. Ve senden de Road Runner!! Belki de en çok seni özlüyorum pazar sabahı belgeselleri! (o zaman kablolu yayın falan yok tabi). Ve eski dostum bulmacalar.. Sene 1991, yaz tatili, ailecek kamptayız.. O zamanın parası 100 lira var. Atari salonlarının damgasını vurduğu bir dönem.. Paraları anne-baba ayırmadan kimden kaparsam hemen gidiyorum ben de; ve oynadığım tek oyun sendin kutsal varlık: Street Fighter!

Bir de aklıma gelen Mahallenin Muhtarları var.. Kahveci Temel'e gıcık olurdum, Fadime'yi yılışık sevişinden ve "fazla iyi ve saf" olmasından.. Ama Allah için Erkan Can, Türk Sineması'nın büyük değerlerinden biri oldu bile, çok şey katacaktır diye düşünüyorum sinemaya.. Ve son olarak Yeşilçam Klasikleri! Favorilerimdiniz, Süt Kardeşler (Gulyabani), Namuslu, Hababam Sınıfı serisi, Milyarder, Atla Gel Şaban (çiki çiki baaba yaa :D), Çiçek Abbas, Tosun Paşa, Umut Sokağı, Evlidir Ne Yapsa Yeridir, Sultan, N'olacak Şimdi (baba filmdir :D) ve malesef şu an aklıma gelmeyen bir çok şaheser! Dikkat edildiğinde çoğunda Şener Şen'in olduğu görülür. Çünkü soldansay, gerçek bir Şener Şen hayranıdır, ve Şener Şen Yeşilçam'ım 1 numarasıdır ona göre.. Ve sizleri unutmam Zeki Alasya-Metin Akpınar! Beş Milyoncuk Borç Verir Misin, Dönme Dolap, Nereye Bakıyor Bu Adamlar şimdi aklıma gelenler.. Keşke kopmasaydınız birbirinizden; "Güle Güle"de bir araya geldiğinizde en çok sevinenlerden biriydim sanırım.. Olacak O Kadar ve Bir Demet Tiyatro malumunuz zaten..

Uçurtma yapıp uçurmayı, pamuğa ektiğimiz fasulyeleri, o çim adamları bile özledim! Bunların hepsini özledim! Çünkü artık teknoloji, emek isteyen herşeyi köreltti. (not: teknolojiye karşı değilim). Internette sörf yapıp LimeWire'den şarkı indirmek varken kim uçurtma uçurur? Ya da kırtasiyeden hazırını almak (satan kırtasiye kaldıysa tabi) varken kim malzemelerini alıp da emek harcayıp uçurtma yapar? Kim pamuğun içinden yeşeren fasulyeye sevinir? Keşke yine evdeki çim adamın saçlarını kırpıp "Eveeeet, kızlar artık seni daha çok beğenecek muahahahah" diye kötü kötü gülsek lan! :D Ama yok ya yakında bi çip yaparlar, bütün kitapları yakarlar, isteyene o çipi takarlar(!) ortamı p.ç ederler.. Aslında özlediğim salt çocukluğum değil; temiz, daha mutlu, umutlu ve dediğim gibi daha temiz bir "toplum". Eskiden daha mı mutluyduk? Evet!! Dünü özlerken bugünü kaçırmıyorum, daha iyi bir Yarın istiyorum!!