28 Şubat 2008 Perşembe

en çok hangisinden utanıyorsun?

Bir anketin daha sonuna geldik.. Ve tahmin ettiğim ve hissettiğim gibi 22 Temmuz 2007 açık ara 1. oldu. Bu tarihler hakkında hepimizin söyleyeceği üç beş bişeyler çıkar eminim ama biraz eğilelim bakalım bu tarihlerde neler olmuş?



27 Mayıs 1960: 27 Mayıs İhtilali, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde gerçekleşmiş ilk askeri müdahaledir. 1950 yılında iktidara gelen Demokrat Parti'nin ülkeyi git gide bir baskı rejimine ve kardeş kavgasına götürdüğü gerekçesi ile Türk Silahlı Kuvvetleri içersinde bir grup subay, 27 Mayıs 1960 sabahı ülke yönetimine bütünüyle el koydu. 37 subaydan oluşan Milli Birlik Komitesi bu harekat ile anayasa ve TBMM'ni feshetti, siyasi faaliyetleri askıya aldı, Cumhurbaşkanı Celal Bayar, Başbakan Adnan Menderes başta olmak üzere bir çok Demokrat Parti'liyi tutuklattı. Genelkurmay Başkanı Org. Rüştü Erdelhun da tutuklananlar arasındadır. (O bir grup subay, Genelkumay Başkanı'nı tutuklayabiliyor).




Müdahalede, Silahlı Kuvvetler adına ülke yönetimini Milli Birlik Komitesi üstlendi. Orgeneral Cemal Gürsel, Milli Birlik Komitesi'nin başına getirildi. Bu müdahalenin daha sonraki yıllarda meydana gelen askeri müdahalelerden farkı, Türk Silahlı Kuvvetleri emir komuta zinciri içinde yapılmamış olmasıdır. Dönemin Genelkurmay Başkanı'nın da tutuklanması bunun göstergesidir.


Nedenleri; CHP muhalefeti, DP'yi anayasa ihlalleriyle itham eder. Üniversite çevreleri ve bazı aydınlar bu eleştirilere destek verirler. İhtilalden bir ay önce İstanbul Üniversitesi'nde DP karşıtı eylemler zorlukla bastırılır. Bu eylemlere müdahaleler esnasında ordunun isteksiz tavrı ordunun da DP'den hoşnutsuz olduğu iddialarını doğrular.


DP hükümetinin sansür politikaları basınla olan ilişkilerini de büyük oranda zedelemiştir.


Bazı iddialara göre ihtilalin arkasında başta Amerika olmak üzere Batılı devletler vardır. Menderes, iktidarının son yıllarında artık Marshall Yardımı kapsamında Amerika'dan daha fazla kredi alamadığını görmüş ve Seydişehir Aluminyum ve İskenderun Demir-Çelik ve diğer sanayi projelerini kredilendirmek için Sovyetler Birliği ile yakınlaşmaya başlamıştı. Bu amaçla Rusya'ya üst düzey ziyaretler yapılıp, ülkedeki sanayinin gelişmesi için Rusya ile yatırım antlaşmaları imzalanma hazırlığı yapılmaktaydı.*


*27 Mayıs 1960 Askeri Darbesi, Türkiye'de neredeyse her 10 yılda bir gerçekleşecek darbe geleneğinin başlangıç halkası olması açısından negatif bir önem taşımaktadır.


12 Mart 1971: 12 Mart Darbesi, Türkiye Cumhuriyeti'nde başarılı olmuş ikinci; emir-komuta zinciri içerisinde yapılmış ilk askeri darbe eylemidir.

Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından emir-komuta zinciri içerisinde 12 Mart muhtırası verilmemiş olsaydı, TSK içinde kurulmuş olan ve başında Em. Korg. Cemal Madanoğlu'nun bulunduğu gizli askeri cunta fiilen 9 Mart 1971 "Milli Demokratik Devrim"ini yapacaktı. Cunta içine sızmış ve önemli görevler üstlenmiş olan Mahir Kaynak vasıtası ile darbe önceden haber alınmış ve darbeye adı karışan ve Orgeneral rütbesiniden daha kıdemsiz olanlar re'sen emekliye sevkedilmişlerdir.

Nitekim 9 Mart 1971 tarihinde planlanan darbe, içlerinde Mahir Kaynak ve Mehmet Eymür'ün de bulunduğu Milli İstihbarat Teşkilatı mensuplarının durumu Genel Kurmay Başkanı Memduh Tağmaç ve 1. Ordu Komutanı Faik Türün'e haber vermesiyle akamete uğratıldı. 12 Mart Muhtırası'nı veren Memduh Tağmaç, Orgeneral rütbesindekiler hariç bu 9 Mart 1971 Milli Demokratik Devrimine adı karışan başta Tümgeneral Celil Gürkan olmak üzere tüm subayları re'sen emekliye sevketti. *



*Özetle 12 Mart 1971 Darbesi, sağcı bir darbeydi; ondan sadece 3 gün önce yani 9 Mart 1971'de planlanan solcu darbe gerçekleşseydi ne olurdu diye düşünmüşümdür hep. Darbelerin kötülüğünün farkında olan şahsımca; 9 Mart Darbesi gerçekleşseydi tarihin ve TR'nin geleceğini 12 Mart'tan daha olumlu etkileyecekti.



12 Eylül 1980: Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren ve Kuvvet Komutanları tarafından oluşturulan askeri cunta Milli Güvenlik Konseyi adı altında 1983 Genel Seçimi'ne kadar Türkiye'ye ilişkin tüm kritik kararları aldı.

Darbe ardından geçen 3 yıl içerisinde önemli kanunların tamamına yakını değiştirildi ve cuntanın belirlediği Danışma Meclisi tarafından hazırlanan Anayasa, 1982 yılındaki halk oylamasında, yüzde 92'lik "Evet" oyu ile büyük farkla kabul edildi. Halk oylamasında 'Hayır' oyu kullananları sandık başında baskı altında tutmak için rengi dışardan görünen oy pusulaları kullandırıldığı iddia edildi ama bu, Anayasa'nın çok büyük çoğunlukla kabul edilmesini açıklayan tek neden değildi. Anayasa'nın kabulünün bir başka önemli etkeni olarak, ihtilal öncesi iç savaş ortamı nedeni ile vatandaşların kendi hayatlarından endişe etmesi de ifade edilir.


Aynı halk oylamasında, Kenan Evren Cumhurbaşkanı seçildi. Kabul edilen Anayasa'da, cunta üyelerinin ömür boyu yargılanmasını engelleyen geçici 15. madde, seçimlerle iktidara gelen hiçbir hükümet tarafından kaldırılmadı ve 12 Eylül liderlerinin dokunulmazlığı sürdü.




Göze Çarpanlar:

*Paul Henze (12 dil bilen CIA ajanı ve ABD Ortadoğu istasyon şefi), 2003 yılında bir Türk gazetesine verdiği demeçte "Our boys have done it" (bizim çocuklar işi becerdi) sözlerinin Mehmet Ali Birand'ın uydurması olduğunu belirtmiş, ancak kısa bir süre sonra Birand 1997'de Henze ile yaptığı görüşmenin sesli ve görüntülü kayıtlarını yayınlayarak Henze'i yalanlamıştır...


*12 Eylül sonrası yargılanan Erdal Eren, yaşı mahkeme kararıyla büyütülmüş ve idamı mümkün kılınmıştır. Darbeyi gerçekleştirenlerin başı (bana göre Elebaşı) Kenan Evren, Erdal için "Asmayalım da besleyelim mi?" diyerek TR Cumhuriyeti tarihindeki en kara lekeye, darbeye ve bu hazin olaya imzasını çekinmeden atmıştır.

*Darbe sonrasında birçok kitap yakılmıştır. Onlardan olmayan fikirleri yok etmeye çalışmış, kitap okuyan sokak köşelerinde memleket meseleleri konuşan gençler gitmiş; arabesk müzik şahlanmış ve halkın kanına işlemiş ve nihayet günümüzün gelişememesine neden olmuş ve sabah programları, abudik gubidik tv program ve dizileri peyda olmuş, halk siyasetten ve "düşünmekten" soğutulmuştur.





Burada gördüğümüz ve utandığımız 3 ayrı darbe ve getirdikleri varken onlardan daha çok utandığımız 22 Temmuz 2007'de ne olmuştu?



22 Temmuz 2007: 2007 Türkiye Cumhuriyeti Milletvekili Genel Seçimleri, 22 Temmuz 2007 tarihinde T.B.M.M. 23 dönem üyelerini belirlemek için Türkiye'de yapılan seçimdir.

Görev süresi dolan Türkiye'nin 10. cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in yerine 11. cumhurbaşkanının seçilememesi üzerine Anayasa'nın 101. maddesi gereğince seçimlerin 22 Temmuz 2007 günü yapılması karara bağlandı. Eski seçimlerde olduğu gibi Milletvekili Seçimi Kanunu'nun 33. maddesi gereğince %10 baraj uygulandı. 22 Temmuz seçimlerine 14 siyasi parti ve 699 bağımsız aday katıldı.


22 Temmuz'un önemi:


*22 Temmuz'da halkın siyasi iradesinin noksan olduğu kanıtlanmıştır. Demokratik toplumlarda halk, kendisine yapılanı unutmaz ve hakkını sandıkta arar ve bunu kendine yapanları cezalandırırdı; bu seçimle Demokrasi'ye olan inanç zedelenmiştir.


*Açım diyen çiftçisine "Hadi ananı da al git buradan" diyen bir başbakanı tekrar başa getirmiştir. (Atatürk ise, 'Köylü/Çiftçi, halkın efendisidir' demişti.)


*Bir gün arayla gerekli düzenlemeleri yaparak oğlunun yumurta fabrikasını zarardan kurtarmış, kar elde etmesini sağlamış ve "Bizim çocuklar ne yiyip içecek?" diye bunu ortaya çıkaranları suçlamıştır.


*Şimdi (Anayasa değişikliğini onaylama konusunda) kendini kral ilan eden bir cumhurbaşkanın başa gelmesine vesile olmuştur 22 Temmuz: "Kraldan çok kralcı olmayın" denmiştir.


*Türkiye, 5 yıl daha, geçmişten ders almayan seçmeni sayesinde(!) bu hükümetten darbe yiyecektir. Durmak yok, yola devam diyenlerin yolun hemen başında Türban gibi bir kilitle toplumu, üniversiteleri, kamu alanlarını hedef aldıkları görülmüştür. Çankaya Köşkü, Başbakanlık, YÖK makamlarını ele geçirerek Devlet ve Kral(!) olanların ilerideki senaryoları merakla beklenmekte ama yine de halkta ümitsizlik hakim olmaktadır.



Utandığınız şey doğrudur bu blogun seçmenleri! Keşke bu yurdun seçmenleri de sizin kadar "yapılanları unutmayan" insanlar olsalardı... Ben hep "İyi ki.." diye başlayan cümlelerden yanayım ama bizi "Keşke.." lere muhtaç bıraktılar!

26 Şubat 2008 Salı

Soğuk Oda

Burası, Samatya Devlet Hastanesi'nin 605 No.lu odası. Yatak No: 43. Oda numarasından da anlaşılacağı gibi 6. kattayız. Cam kenarında, deniz manzaralı bir hasta yatağı. Hasta, büyükbabam olur kendileri. Kalp yetmezliği teşhisi ile buraya getirildi. Yanında refakatçiyim. Pencere aralık, deniz kokusu geliyor çok hafif. Şimdi uykuya daldı. Az önce konuşuyorduk büyükbabamla, ona "Hadi gine iyisin büyükbaba, en kral manzarayı kapmışsın" dedim; o da "Manzara on numara da deniz kokusu olmadan eksik biraz" dedi. Üşümemesi için pencere aralığı ona doğru değildi; yoksa şiddetini giderek artıran rüzgarla, artık buram buram deniz kokuyordu pencere önü. Sağolası pek yediğine, içtiğine dikkat etmez; yasak olan tüm lezzetli yiyecekler onun masasında çoktan kendine yer bulurlar(dı). Şimdi malesef bunun ceremesini çekiyor.


Başlığı "Soğuk Oda" olarak attım. Çünkü burada 6 hasta var aynı oda içinde; ama hiçbir hasta diğeriyle konuşmuyor, somurtmamakla beraber. Tek kelime etmiyorlar, sanırım buraya geleli pek zaman olmamış. Kendi refakatçileriyle bile çok çok kısık sesle konuşuyorlar. Oda soğuk; ama pencereden esen deniz esintisinden değil, buradaki hastaların sessizliğinden. Oda 6 yataklı ve diğer hastalar da teker teker uyumaya başladılar; saat onlar için geç artık. Odadaki ışığı söndürmek isteyebilirler. Bu yüzden yazıma son veriyorum. Hastaneye gelip hastaları görmeden de sağlığının değerini bilenlerden olmak dileğiyle.*

*Bu yazı, yayınlandığı zamandan saatler önce, saat 23:25'te yazılmıştır.

18 Şubat 2008 Pazartesi

Kapak

Bugün (18.02.2008) itibariyle Kosova özerk bölgesi, Kosova Cumhuriyeti olarak bağımsızlığını ilan etti ve mücadelesinde zafere ulaştı. A.B.D., Kosova'yı ilk tanıyan ülke olarak not edildi. Onu Fransa izledi ve AB’nin Kosova konusunda hemfikir olduğu ancak yine de her üye devletin kendi kararını açıklamada hür olduğu belirtildi. Bilindiği gibi A.B.D., AB ve NATO, Kosova'nın bağımsızlığını destekleyen tarafken; Rusya, Sırbistan, İspanya gibi ülkeler bu bağımsızlığa karşı çıkmışlardı. Bu bağımsızlığın, yıllarca masum insanları katleden Sırbistan'a kapak olması dileğimi bir kez daha burdan dile getirmekten mutluluk duyuyorum. Bu bağımsızlığın K.K.T.C. için emsal teşkil edeceğinden korkan devletler korkularında haklılar; hak K.K.T.C. konusunda da yerini bulacaktır. Büyük Yugoslavya düşüncesinin yerle yeksan olduğu gerçeğiyle yüzleşmek istemeyen güçlerin de Karadağ'ın ardından Kosova'nın da bağımsızlığını ilan etmesiyle bu acı gerçeği çok ağır bir şekilde hazmedemediği görülmektedir. Kısacası, geçmiş olsun, Kapak olsun. :F

15 Şubat 2008 Cuma

Ömür Törpüsü

Evet evet bahsettiğim şey okulum; yani Sakarya Üniversitesi. Aslında bu dediğim şey, yani ömür törpüsü oluşu doğru. Burada minibüsçüsünden, kantin işletmecisine sizin paranızla geçindiğini kimi zaman unutup bozuk kahve makinası gibi sadece evet ya da hayır şeklinde yanıtlar verebilir taleplerinize. Hele ki ev sahipleri! En acımasız insan görünümlü örümcek beyinli onlardır. Ev arayan arkadaşlarımlaydım birgün; bir ev bulduk. Ev sahibiyle konuşmaya başladılar. Adam kira için "300 ytl" dedi (bu fiyat iyiydi o ev için), sonra adam hemen akabinde "Aile için mi soruyorsunuz, öğrenci için mi?" dedi; arkadaş "Öğrenci için amca, biz oturucaz" dedi; ve ev sahibi içindeki canavarı kustu: "Haa o zaman 600" dedi! Hepimiz birbirimize baktık, ulan şaşkınlıktan n'aapcaamızı şaşırdık gülelim mi ağlayalım mı! Ama adamın düşüncesi şu, diğer pisliklerin de düşündüğü gibi, "Ulan bunlar öğrenci.." diyor ve ekliyor "..bunlar en az 2-3 kişi falan takılırlar bu evde; kirayı da paylaşırlar bunlara koymaz" deyip kirayı iki katına patlatıyor bi tarafına öğrencinin. Bir de derler Sakarya müslüman şehri, oğlunu kızını buraya yolla "Tanrı misafiriyim" dese yemek verirler o derece, derler. Ve ben de onlara bi hareket çekerim burdan.

Okula dönersek.. Burada öyle bir "döner sermaye" var ki; Hayat Bilgisi dizisindeki Amil Bey halt etmiş. Her dönem (yıl demiyorum) yeni bir binanın temeli atılır burda. Hani YouTube'ta sıralı video izliyorsanız ayrı ayrı pencerelerde açarsınız ve yüklenmesini beklersiniz; sonra sıra sıra izlersiniz; burda da her dönem bir binanın temeli atılıyor, beraber kardeş kardeş yükseliyor binalar ve bu demek? Yeni bölümler, yeni öğrenciler, eski öğrencileri soyup yeni sermayeyi meqana getirmek. Evet; yeni açılan bölümler, okuma hakkını kullanacak daha çok öğrenci anlamında düşünürseniz çok iyi gelişme bu; ama yönetenlerin 1.cil düşüncesinin bu olduğuna inanmak çocukları leyleklerin getirdiğine inanmak gibi birşey olur sanırım.

Eğitim.. Malumunuz eğitimin kalitesi sorunu üniversitelerde tartışmalı bir konudur. Burada da öyle.. Öğrencinin hakkını arayan da var; 'yaz okuluna kalsınlar, ne kadar öğrenci o kadar para, arabayı yenileriz olum' deyip gözleri YTL olan da var. Ama içlerinde biri var ki; rektör olması için her boqu yemeye hazır kıta 1.000 öğrenci bulabilirsiniz: adı Emin Gürses. Televizyonlara telefon bağlantısı ya da direkt konuşmacı / tartışmacı uluslararası ilişkiler uzmanı olarak katıldığını pek insan bilir. Onun için söylenecek çok çok iyi şey var; ama tanımak için ismine tıklayabilirsiniz. Onu ve onun gibi "gerçek öğretim üyelerini" özleyeceğim gerçekten ve okul bitse de bağımı koparmak istemediğim nadir büyüklerimizdendir kendileri.

Vel'hasılı azizim; şu sıralar okulu bitirmeye çalışan; buradaki kirli insan modelleri ve maddi külfetten kutulmaya çalışan ben, bitirdiğim günleri düşünüp kendimi o moda koyduğumda şimdiden bu sakin şehri ve okulumu, arkadaşlarımı.. Hepiniz yaşadınız ya da yaşayacaksınız ve birgün ne hissettiğimi gerçek anlamda anlayacaksınız diye düşünüyorum; kendimi 80 yaşında bir bilge yerine koymadan (haaşa :F). Üniversite hayatı keşke hep olsa; ama saydığım kötü yönleri hariç.. ama onlar da olmasa iyi yönlerin tadına bu kadar varamayız diye düşünüyorum.

5 Şubat 2008 Salı

soldansay hangi konuda daha iyi yazıyor?

Tam 1 ay süren anket dün gece sonuçlandı. Ve beni şaşırtan bir tablo çıktı ortaya açıkçası. Açık konuşayım ben, siyaset-politika'nın açık ara 1. olacağını düşünüyordum; beklenti değildi elbette nötrdüm ama düşüncem bu yöndeydi. Ama nerdeyse eğlence-sinema ipi göğüsleyen taraf olacakmış:) Ben bunu şöyle algılıyorum -yanlışım varsa düzeltin azizim- siyaset politika 1. oldu ama eğlence-sinema-vs. ağırlıklı bir blog olmamasına karşın bunun yüksek oran alması ve birinciliğe oynaması bu konunun birinci değil ama "daha üzerine eğilinmesi gereken/istenen" olduğunu düşündürdü bana. Çünkü çoğu konuda (eğitim, politika, vs.) ucu siyasete dayanan çıkarımlar vardı burada. Eğlence-sinema'ya gelince.. Sinemaya ilişkin pek bişey yazdığımı sanmıyorum ama yayınlanan video-kliplerin bunu düşündürmesi olası. Toplam 46 oy vardı ankette ve yarısına yakınını elinde tutan siyaset-politika birinci oldu. Son olarak müzik'in küçük bir yüzdeyle 3. olması, beni bu konuda daha çok şey yazmaya teşvik edecektir. Sanırım artık müzik hakkında konuşmanın zamanı geldi.