9 Ekim 2007 Salı

9 Ekim 2007 ve Türkiye

Bugün blogun konusu tavla ve satrancın tarihsel geçmişi ve Türkiye'deki etki alanları olacaktı. Ama malesef bilindiği üzere Türkiye'de gündem her gün ve gün içerisinde hızla değişiyor, buna kayısız kalamaz ve altını çize çize değinmek gerekirdi.. O yüzden bugünün tarihsel önemine bir bakalım..
Dün Şırnak'ın Gabar Dağı'nda 13 askerini kaybeden büyük Türk Ordusu ve Türkiye halkı, teröre her zamankinden daha farklı ve sesi daha gür tepki verdi. Bu Türkiye Halkı tabiri benim çok hoşuma gidiyor; her kesimi kucakladığı için sanırım; ama tabi Türk Milleti tabirinin de ayrı bir yeri vardır onu da belirteyim.. Dün Türkçe ve Kürtçe ağıtlar birlikte yakıldı; aynı acı yaşandı, Türkiye'de sen şusun - ben buyum diyerek insanların ayrılmaya çalışıldığı bir dönemde halkın aslında aynı coğrafyada yaşayan tek ulus olduğu gerçeği, düşünsel ve etnik farklılığın önüne geçti. Teröre karşı halkın tepkisi hep vardı da, devletin organları arasındaki iletişimsizlik(!) ilk defa bugün giderildi; öyle ki Terörle Mücadele Yüksek Kurulu acil toplandı ve kritik bir karar alındı. Devletin sivil ve askeri kanadı biraraya gelerek Kuzey Irak'a bir sınır ötesi operasyon için gerekli siyasi, ekonomik, vs. gibi yetkilerin orduya verildiği kararı çıktı. Elbette bunun için bir Tezkere (siyasi anlamda tezkere: devletin sınır dışında gerçekleştireceği bir durum, operasyon ya da -bir nevi- politika için Meclis'in izninin belirtildiği yazılı belge) hazırlanacak, devlet adına savaş ve barış konularında karar verici merci olan TBMM'de bu tezkere oylanacak; kabul gördüğü takdirde Kabine operasyon için orduyu görevlendirecek. Bu trafiğin sonuçlanması minimum 4-5 gün sürer; yani arada bayram da olacağı için hem bu trafik için; hem de dış faktörler için birşeyleri(!) düşünmek için zaman olacak demektir.

Bir keresinde Hürriyet'te okumuştum; Mesud Barzani'nin Türk Ordusu'nu uydudan dinlediği iddia ediliyordu.. Bunu duyduğumda teknolojinin her şartta herkes için yararlı olmayacağı fikrini onaylamış ve gerçekten irkilmiştim. Çünkü eğer bunu yapabiliyorsa ve iddia edildiği gibi söz konusu terör örgütüne yardım ve yataklık yapıyorsa -aksini kesinlikle düşünmüyorum; yaptıkları beyanlar ortada- ordunun planlarını bilir ve örgüte haber verirse Kuzey Irak'tan oranın artık neyi meşhursa alır döneriz! Bu konu çok önemli ama dinleme iddiasına pek inanmıyorum ben; binaların, vs. bile dinlenmesin diye özel önlemler alındığı bir dönemde yaşıyoruz ve bahsettiğimiz sağlam temelleri olan büyük bir devlet: Türkiye. Bu adamlar (Mesud Barzani ve Celal Talabani) daha düne kadar Saddam Hüseyin'den tırsan, Türkiye'nin verdiği kırmızı pasaportla dolaşan, Turgut Özal'a "Siz bizim babamızsınız" diyen dönemin bilmem neleri değil miydiler?! Şimdi ABD ve -dolayısıyla- bölgede İsrail'i kendine güvence gören bunlar; çoğu kez Türkiye'yi tehdit eden, "Siz Kuzey Irak'a girerseniz biz de Diyarbakır'a gireriz" gibi ütopik cümleler kuranlar oldular. Ütopik diyorum çünkü, her ne kadar artık dünyada savaşlar salt cehpe savaşı halinde olmasa da, askeri teknoloji ve silahlar gelişmişse de Türkiye'nin yapısında bulunan genetik bir şey var.. Her şeyden önce gerçekten çok güçlü ve askeri bakımdan yetenekli bir orduya sahip; bu tüm dünyanın takdir ettiği, barış güçlerinde bizi kullandığı bir realite. Bu kullananların sözde soykırımı tanımakta, bizim sorunlarımızda ve terörde bizim gösterdiğimiz iyi niyeti göstermedikleri aşikardır ki; devlet olarak bu konuda bizi yetersiz görüyorum. Şu trafik bi işlesin, bakalım dünyada ve bölgede (Ortadoğu) ne etki yaratacak; gerçi Irak Ankara Büyükelçisi'nin açıklamaları bu adımın bile üzerlerinde nasıl bir korku ve panik yarattığının açık örneğidir. Sakın bunu uçuk bir fikir ya da yorum olarak algılamayın; daha düne kadar teröre yönelik Türkiye'de imzaladıkları işbirliği mutabakatını feshettiklerini ve bu kararlarından vazgeçtiğini açıklayan Irak Yönetimi, bu söz konusu açıklamalarında " Bizim hükümetimiz terör anlaşması konusunda samimi ve çok isteklidir” demek durumunda kalmıştır. Tam 9 yıl önce 9 Ekim 1998'de Süleyman Demirel başkanlığında toplanan Terörle Mücadele Yüksek Kurulu'ndan Suriye'nin vermediği Apo lakaplı eşkıyanın teslimi konusunda oldukça sert bir tavır çıkmış ve ABD'nin de Türkiye'ye açık destek vermesiyle (ortak askeri tatbikat bile yapmışlardı - tabi burda yine çıkarcı ABD görülüyor, Suriye ile düşmandılar), Suriye Apo'yu sınır dışı etmişti.







Yine buna benzer bir tablo var bugün; ama şartlar değişik bu sefer.. Irak'a demokrasi(!) getirmek için giren ABD orada; Kuzey Irak'a girildiğinde peşmerge ile birlikte belki de ABD askeri de karşımıza çıkacaktır.. Onu zaman gösterir ama bu işler o kadar da kolay değil.. Devletler uluslararası alandaki ilişkilerini satranc tahtasındaki taşlar gibi hamle hamle hesaplamak durumundadır.. İşte bu yüzden önümüzdeki şu 1 hafta Türkiye ve Ortadoğu açısından son derece önemlidir. Durumun ciddiyetinin farkında olmalı, fevri davranmamalı ve uluslararası arenada müttefik kazanarak ve bu işi legal temele dayandırarak halletmelidir. Bu konuda yalnız olursak ileriyi pek iyi görmüyorum; Karaoğlan(Bülent Ecevit)'ın cesur adımlarıyla Kıbrıs'a girdiği şartlardan çok farklı bir konjektürel durum söz konusu.. O topraklara bizden önce girmiş; günümüzün -bana göre- tek kutuplu dünya düzeninin, piramidin en üstündeki devlet (ABD) orada.. Terör çözülmeli; operasyonsa operasyon, ya da başka şey ne ise muhakkak çözülmeli bu iş.. Ama yine de büyük devletlere yakışan, gücünün ve şartların ışığında gerçekçi politikalar geliştirmektir. Umarım minimum zarar ve maksimum fayda ile (terörün bitirilmesi konusunda) pozitif politikalarla, cesur ama fevri olmayan adımlarla 20 yıllık bu kanlı süreç sona erer! Çünkü gerçekten yetti artık.. [edit: Bu üzücü olay dolayısıyla yarın (ustalara saygı günü) burada klip olmayacak]
soldansay

3 Ekim 2007 Çarşamba

Ustalara Saygı - No.2

Ve yine çarşamba ve Ustalara Saygı kuşağında 2 numara, 20 yılı aşkın bir müzik birikimi ve geçmişi olan "kutsal" bir grup daha; Bulutsuzluk Özlemi bizlerle.. (: Şimdi birçoğunuz Sözlerimi Geri Alamam’ı biraz 'bilindik' bulabilirsiniz; ama biz değil miydik Rock dinlemeye bu parçalarla başlayan, Bulutsuzluk Özlemi, Mavi Sakal dinleyerek dalan bu rüyaya.. (: Evet evet öyle; işte bu biraz vefa duygusu, biraz da eskimeyen o şaheseri yad etme isteğiyle burada buluştuk iki eski dost gibi.. Görebileceğiniz gibi konuğumuz olan klip Bulutsuzluk Özlemi’nin 20. Yıl Konserinden alınmıştır; sanırım onlarcasının içinden bu klibi seçmemin nedeni biraz da bu yıllanmış kutsal insanların anıldığı o özel güne götürmek istemem sizleri.. Hayalimdeki bekarlığa veda partisi de böyle olacak bi’ 8-9 yıl sonra; tüm sevdiğim dostlarım, eşim olacak insan, bir sahne, sınırlı (sapıtmamak adına :P) alkol ve dostlarımla yaratacağımız eşsiz canlı müzik, hep bir ağızdan söylenen hayatı gaza getiren şarkılar ve gelecekteki hayatımızın ilk günü.. :) Bu konuya da nerden girdiysem :P Sanırım yazarken kaptırıyorum kendimi böyle, heheh.. (: Şebnem Ferah ablamıza da sonsuz teşekkürler eşliğinden dolayı, bu da Nejat Usta ve arkadaşlarının yanında ekstra bi’ güzellik oldu sanırım.. (: Hayata, “her şeye rağmen yaşamaya değer ulan seni hayat! :P” dedirten bu güzel parçayla sizleri baş başa bırakıp hepinize iyi bir gün, hafta, ay, yıl diliyorum! (:

2 Ekim 2007 Salı

Uçurtma

Ne kadar zaman oldu uçurtma uçurmayalı, hayatın getirdiği sıkıntılarla ve güzelliklerle uğraşırken, yaşarken uzaklaştığımız; olgunluğun ve yetişkin hayatın bizden çaldığı zamanlarda vakit ayırmadığımız, insana çocukluğunu hatırlatan ama yaşı olmayan o güzel uçurtma.. Küçüklüğümüzde bize devasa gelen; ama mantıklı baktığımızda da yadsınamayacak büyüklükte bir ara bahçemiz vardı; içinde erik, ayva, incir ağaçlarının olduğu; hatta ailemin mısır, domates, dolmalık biber bile ektiği o büyük bahçe.. Çocukken arkadaşlarla yaptığımız piknikleri hatırlamaya çalışırsam bugüne lanet edebilirim :P Orta büyüklükte bir örtü sererdik toprağa; tüm arkadaşlar ayakkabılarımızdan kurtulur örtünün içerisine otururduk; sanki tüm dünya, o örtünün sınırları kadardı bizim için.. Dışarı çıkan ya karıncaların istilasına uğrayacaktı, ya da 'biz'den kopacaktı, komik ama çok tatlıydı.. :P Uçurtmalarımızı kah beraber yaptığımız olmuştur; kah evde annemiz-babamızla.. Ama şu bir gerçek ki; hayatta da olduğu gibi, uçurtmada dengeyi sağlamak çok zordu.. Hani şu uçurtmanın tam ortasından geçirilen ipin dengesi, uçurtmanın dengeli uçmasını sağlayan o ip.. O zamanlarda da denge, bizim elimizdeymiş; tıpkı şimdilerde de olduğu gibi! (: Hep özleriz çocukluğumuzu.. -kimi insanlar bunu olgunlaşamamak olduğunu söyleyip kendileri de özlese de-.. Aklıma gelenler arasında ALF, Kara Şimşek, Tusubasa, Süper Baba gibi diziler; eski Tombi, Leblebi Tozu, Sulugöz (sakız - ekşimsi olsa da gözlerimi hiç yaşartamadı - hala var) ve şimdi aklıma gelmeyen birçok tat.. Güzeldi, yaşlı insanların "nerede o eski İstanbul" demeleri gibi birşey sanırım bu da.. Ama üzülmeden, yüz gülümseten bir özlemle anmak o güzel günleri, o güzel uçurtmayı..